EFSÂNE FİLM REPLİKLERİ IV





" Rosebud. "


Orson Welles, Citizen Kane (1941)



" You're gonna need a bigger boat. "


Roy Scheider, Jaws (1975)




" I see dead people. "


The Sixth Sense (1999)




" Houston, we have a problem. "


Tom Hanks, Apollo 13 (1995)




" Here's Johhny! "


Jack Nicholson, The Shining (1980)





" Carpe diem. Seize the day, boys. Make your lives  extraordinary. "


Robin Williams, Dead Poets Society (1989)





" Most days I wish I'd never met you 'cause then I could sleep at night. I didn't have to walk around with the knowledge that there was someone like you out there. I didn't have to watch you throw it all away. "


Stellan Skarsgård, Good Will Hunting (1997)





" C-H-A-R-L-I-E, my main man. "


Dustin Hoffman, Rain Man (1988)





" You'll always remember this as the day that you almost caught Captain Jack Sparrow. "


Jack Sparrow, Pirates of the Carribbean (2001)





" Why so serious? "


Joker, The Dark Knight (2008)


THE LONE RANGER: Maskeni aslâ çıkarma


Gore Verbinski ve ekibi, Western'i seviyor olmalılar ki animasyon Rango'dan sonra ikinci "vahşi batı" filmini de çektiler. Her zaman olduğu gibi Johnny Depp ve -bu sefer- Armie Hammer başrollerde. Film çıkmadan önce eleştirileri okumuştum Metacritic'den, puanlar düşüktü. O nedenle komedi-western türündeki Maskeli Süvari için büyük beklentiler içine girmedim, isabet olmuş.

Bence eleştirilerin temel nedeni yapımın süresinin uzun olması. 2,5 saatlik film yapacaksan, Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü eleştirimde dediğim gibi, seyircinin filmden sıkılmaması, senaryodan kopmaması için değişik unsurlar ekleyeceksin. Bir kere en baştan senaryo temeli sağlam olacak. Sonra neler olabileceğini izleyici merak edip geleceği tahmin etmeye çalışacak. Böylece süre geçecek. The Lone Ranger'da yok böyle bi' durum. Ekip, Pirates of the Carribbean'de düştükleri hatayı tekrarlayarak "Siz arkanıza yaslanın, popcorn'unuzu yiyin, izleyin." mantığıyla hareket etmişler. Sorgu sual yok, sadece seyret. Ayrıca yüzde yüz karikatürize 150 dakikalık bir eseri dramatize edersen, sonuçlarına da katlanacaksın Verbinski birader. Bak, 250 milyon dolarlık film yerlerde sürünüyor gişede!

Tonto(Johnny Depp) ve avukat John Reid(Armie Hammer)'ın takım olup ortak düşmana -Butch Cavendish(William Fitchner)'e- karşı mücadelelerini anlatıyor. Filmin bir flashback havasında olduğunu da belirteyim unutmadan. Tonto, yaşlanmış hâlde, bir çocuğa anlatıyor hikâyeyi 1933 senesinde. Forrest Gump emsâli, zaman zaman yaşlı Tonto'ya dönülüyor.


İlk yarı gayet sürükleyici aslında lâkin perde kapandığında ikinci yarı için intikâm senaryosuna hazırlanırken olay örgüsü gereksiz yere karıştıkça karışıyor, bulandıkça bulanıyor. Bütün sürükleyiciliği yok oluyor ve filmin sonlarındaki aksiyon dizisinde artık ne zaman bitecek diye soruyorsunuz kendi kendinize.

Gore Verbinski tren koşturmalarını da seviyor herhâlde. Başlangıçta izlediğimiz tren aksiyonu, finalde açılış sekansının gelişmiş sürümü olarak karşımıza çıkıyor, üst üste üç dört defâ Gioachino Rossini çalıyor arkaplânda ve başınız şişiyor. Yukarıda değindiğim gibi filmin bir an önce sona ermesini temenni ediyorsunuz.


Eserin müzikleri Hans Zimmer'e emanet edilmiş ve belki de yapımcılar en doğru kararı almışlar film hakkında zirâ Zimmer yine hünerlerini sergilemiş.

Oyunculuklara ve yan karakterlere bakacak olursak filmin iyi iş çıkardığını söyleyebiliriz. Johnny Depp bildiğimiz Johnny Depp; Armie Hammer ilginç yalnız. Bana mı öyle geldi bilmem ancak maskeyi takmadığı zamanlar çok yapmacık rol yapıyor. Maskeyi taktığı vakit ise rolüne bürünmüş biri olarak karşımıza çıkıyor. Kötü adamı oynayan William Fitchner ve zengin-zalim iş adamını canlandıran Tom Wilkinson başarılı bir portre çiziyorlar. Üç-dört kere gözüken Helena Bonham Carter ise renk katıyor yapıma.


Yazıyı bitirmeden evvel binbir surat Johnny Depp'i eleştirenlere ayıp diyorum. Yorumlara baktığımda, Tonto'yu Jack Sparrow'a benzeten, üstelik onunla kıyaslayıp karakteri ve filmi kötüleyen birçok yarım akıllı zavallılar görüyorum. Maldan bol ne var dünyâda, değil mi?

Karşımızda komik, aksiyonu bol olduğu gibi diyalogları da bol olan, Karayip Korsanları gibi baş ağrıtan bir yapım duruyor. Uzun süreye katlanamıyorsanız hiç izlemeyin; normal bir izleyici iseniz The Lone Ranger'a gitmeyi düşünebilirsiniz. 10 üzerinden puanım 6.


EVIL DEAD: Korku türünde komedi


Yazıya başlamadan önce Evil Dead'in, bir remake olduğunu hatırlatmak isterim. Asıl film 1981 yılında seyircilerle buluşmuş ve eleştirilere bakılırsa çoğu kişi beğenmiş The Evil Dead'i. 1981 yapımını izlemedim, şimdiden söyleyeyim ve eleştiriye geçeyim. 

Filmin "konusu" kabaca şu şekilde: Beş arkadaş(1) ormanda bir kulübeye(2) giderler. Orada ölmüş ruhu uyandırmaya yarayan bir betik(3) bulurlar. Kötü ruh uyanır(4) ve başlarına musallat olur(5). İki cümlede beş klişe. Ne güzel.


Korku filmleri elbet mantık dışı, hayalî doğa üstü varlıkların etkisiyle izleyiciyi korkutmayı amaçlar. Bazı tipler vardır, en ufak sahnede altlarına yaparlar; bazıları vardır kadrajda ne olursa olsun tepki bile vermezler. Korku filmini yorumlarken ne tür bir izleyici olduğunuz mühim. Zirâ Evil Dead ilk korku filminizse yahut korku filmlerinden çok korkan birisiyseniz filmi kötü olarak yorumlamanız olanaksız olacaktır. Eğer filmdeki tüm ögeler size karton geliyorsa -ki öyle- eleştiriniz daha tutarlı olacaktır. Şahsen ben ortalama bir korku türü izleyicisiyim. Ne çıkacağını kestirebildiğimden kolay kolay korkmam. Ancak çok şaşırtıcı, ters döndürücü(twist) bir vaka gerçekleşecek ki o zaman ürkerim.

Klişeler korku filmlerinde büyük yer tutar. Klişe nedir bilmeyen varsa diye tanımını yazayım hemen: Uzun süre çok fazla kullanılmış ve artık etkisini yitirmiş ifâde, fikir ya da öğelerdir. Olacakları önceden az çok tahmin edebiliyorsanız, o sahne klişenin etkisi altındadır. Fransızca kökenli bir sözcüktür. 


Klişelerin de eserlere göre çeşitleri vardır. Filmlerde, korku türünün bazı klişeleri: Mekânın ıssız, eski ve genellikle ahşap olması, olayın aile veya bir arkadaş grubunun başından geçmesi, eğer aileyse fertlerinin arasında 7-8 yaşında bir çocuğun; arkadaş grubuysa entel bir gencin veya aptal bir sarışının yer almasıdır. Kahramanın taşaklı olması ve cesurca her yere girip çıkabilmesi, olayları bir türlü idrak edememesi gibi... Binlerce örnek verebilirsiniz. Bunları neden mi saydım? Çünkü Evil Dead film değil, klişeler bütünü.

Yazıyı bitirmeden önce belirtmeliyim. Sırf kandan dolayı değil kol, kafa, bacak gibi uzuvların kopmasına dayanamıyorsanız Evil Dead'i izlemeyin.

Spoiler vermeden söylenecek tüm düşüncelerimi söyledim film hakkında. Ben Evil Dead'i beğenmedim ve  filmde ne heyecanlandım ne de ürperdim; sadece güldüm. 1981 yapımını izlemediğimden ve teknik ekibi araştırmadığımdan eleştirimin yüzde yüz doğru olduğunu söylersem yalan olur. Ayrıca, yüzde yüz doğru olan, nesnel bir eleştiri var mıdır? 10 üzerinden puanım 4.

OLYMPUS HAS FALLEN: 2 saatlik zaman kaybı


Uzatmadan yazıya giriyorum çünkü filmin benden 2 saate ek olarak bu yazı için 1 saat daha çalmasını kaldıramam.

Konu şöyle: Amerikan başkanı(Aaron Eckhart) Güney Kore başbakanı ile Kuzey Kore tehdidi hakkında görüşürken Beyaz Saray'a saldırı düzenlenir. Başkan bodrum katta esir tutulurken Pentagon'daki asker üstleri, başkan vekili(Morgan Freeman) ve takım elbiseli cool kişilikler olayı çözmeye çalışır. Bu esnada başkanın eski güvenlik şefi(Gerard Butler) Beyaz Saray'ın içindedir ve tek kişilik imha ekibidir mübârek, 80'ler aksiyon filminden fırlamış da gelmiş sanki. Konu bile klişe, değil mi?

Şimdi spoiler vereceğim. Cerberus adı verilen bir protokol var. Yaptığı iş ise ateşlenen nükleer füzeleri eğer son anda vazgeçmek istenirse diye havada patlatıp etkisiz hâle getirmek. Bu protokol 3 ayrı koddan oluşuyor. 3 kod, 3 kişi arasında paylaşılmış: Başkan, Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı. Aaa, şansa bak. Şu an hepsi Beyaz Saray'ın içinde esir düşmüş vaziyetteler. Teröristlerin Cerberus'u kullanma amacı ABD'nin sahip olduğu tüm füzeleri daha fırlatılmadan, yerinde patlatmak. Eğer böyle bir facia gerçekleşirse Amerika -tam anlamıyla- her şeyini kaybedecektir.


Mantık hatası 1: Mâdem üç kodu bilen kişiler aynı yerde esir tutuluyor, niçin Başkan dâhil herkesin öldürülmesini emretmiyorsun? Amerika bu, şaka değil, al yanına binlerce askeri ekipmanı tankı uçağı helikopteri, içeri gir, hallet işini. Başkanın hayatı -kendinin de dâhil olmak üzere- yüz milyonlarca kişinin hayatından değerli mi?

Mantık hatası 2: ABD hava sahasına bir uçak giriyor ve sen başkent Washington'ın üzerinde iki tane uçakla müdahale ediyorsun. Aslında müdahale bile etmiyorsun, nazikçe ayrılmasını söylüyorsun. 11 Eylül'den hiç mi ders almadınız? Hani daha sağlam güvenlik önlemleri alınmıştı? Bu mu önlem? O uçak Beyaz Saray'a yaklaşmadan bitireceksin işini. İlk darbeyi yiyen sen olmayacaksın.

Mantık hatası 3: Biriniz söylesin, o uçak savar mı her neyse, kim, hangi ara, nasıl yerleştirdi Beyaz Saray'ın en tepesine?...

Birkaç mantıksızlık daha vardır illa ki, filmin bitmesini o kadar istedim ki bu üçü aklımda kalabilmiş. 


Görsel efektler. Ortalamanın altında. Hiç ateş edilmedik, bomba düşmedik yerde ucuz duman efektinin belirmesinin yanısıra, silah sesleri bile çok sahte ve uyduruk.

Ha unutmadan, bol bol Amerikan propagandası mevcut filmde. Bayrak yere düşerken ağlamayın sakın, aman! 

"20 dakikalık konuyu nasıl 120 dakikaya yayabilirsiniz?" konulu ders almak isterseniz buyrun, izleyin. Aksi hâlde sakın bulaşmayın. 10 üzerinden 2.

DEXTER: 8. Sezon 1. Bölüm: Güzel Bir Gün

Spoiler içerir



Merhaba herkese. İlk defâ bir dizi bölümü incelemesi ile karşınızdayım. Bu dizi ise herkesin bildiği, TV tarihinin efsânesi Dexter. Bildiğiniz gibi dün final sezonunun ilk bölümü yayınlandı. Kimilerine göre vasat bir bölümdü, kimilerine göre muazzamdı. Peki bana göre nasıldı?

Bana göre, Dexter dizisine yakışır, olması gereken bir başlangıçtı. Tabii ki 7. sezonun prömiyeri(Are You...?) ile kıyaslandığında temposu doğal olarak daha düşük, sürpriz unsurları yok denecek kadar az. Yalnız Dexter'ı bilirsiniz, neler olacağı hiç belli olmaz. Özellikle daha ilk bölüme bakarak geleceği kestirmenin mümkünatı yok.


Bölüme giriş yapmadan önce sezon 7 ile 8 arasındaki 6 aylık zaman boşluğundan bahsetmek istiyorum. 6 ay uzun süre. dizize gösteriyor ki bu süre içinde Batista, LaGuerta'nın ölümünü öğrenmiş, emeklilik plânlarından feragat edip kötü adamları yakalamak klişesi amacıyla mesleğine geri dönmüş. Ne kadar sevindim anlatamam. Zirâ geçen sezon Angel Batista'nın işi  bırakacağını duyduğumda şok geçirmiştim. Kendisi diziye turunculu-kırmızılı gömlekleriyle, İspanyolcası ve zaman zaman mizahıyla renk kattığı gibi Dexter'la da bayağı bir mazisi ve kayda değer ilişkileri vardı. Hahaha, hele 2. sezon Batista'nın içkiyi fazla kaçırdığı sahneyi unutamam. İzleyen hatırlayacaktır olanları. Uzun lafın kısası, Angel önemli ve sevenleri olan bir karakter, işini bırakması yahut diziden ayrılması kabul edilemez bir hadise olurdu izleyicilerin gözünde.


Bölüm, LaGuerta anısına yapılan "anıt"ın açılış sahnesiyle başlıyor. İlk Batista konuşuyor, sonra Matthews. Ardından alkışlar kopuyor ve bank kullanıma hazır hâle geliyor. 8 yıldır tanıdığımız karakterlerin final sezonunun ilk bölümünün ilk sahnesinde yanyana dizilip gelenekselleşmiş ayaküstü sohbetlerini izlemek keyif veriyor. Vince'in her zamanki düşünmeden konuşmaları, münasebetsizliği yüzümüze tebessüm yayıyor.


Açılış etkinliğinde Debra'yı göremiyoruz. Debra başka âlemlerde. İşten ayrılıp özel sektöre geçmiş. Kendisine bir iş verilmiş: Andrew Briggs adındaki suçluyu yakalayıp adalete teslim etmek. Lâkin vazifesini yapmak üzere Fort Lauderdale'a giden Debra, iki haftadır rapor vermemiş. Aynı zamanda iş arkadaşları ve Dexter ile bir aydır iletişime geçmemiş. Deb, bize gösterildiği kadarıyla bohem hayatı sürüyor. Her sezon olduğu gibi, bu sefer yakalanmak üzere görevlendirildiği kişiye, veriyor. Şu 8 sezonda Debra Morgan'ın başından geçenleri yazsak kitap olur kitap...

Deb'in nerede kaldığını araştırıp bulan Dex, yola koyulur. Bir markette rastlar ikiliye. İçeri girer, Debra yalnızken onunla konuşur. Bu konuşma, bize son iki sezondur(6 da dâhil) Debra'nın yaşadıklarının dışavurumu âdetâ. Artık Dexter'la değil konuşmak yakın olmak bile istemiyor. "Benim hayatım seni ilgilendirmez."  ve -asıl can alıcı- "O konteynerde yanlış kişiyi vurdum." sözleri de bunu teyit ediyor.

Burada ara verip Miami'ye dönelim. Deneyimli Fransız oyuncu Charlotte Rampling kadroya, Miami Metro'da çalışmaya başlayan, psikopatlar konusunda uzman olan ve psikopatların beyin yapısını tanımlayan bir kitap kaleme alan nöropsikiyatrist Dr. Evelyn Vogel’i canlandırmak için dahil olmuştu. 8. sezonun yeni karakteri Dexter'ın musîbeti olacak gibi. "Vogel'in bir anda ortaya çıkmasına sebep olan ne? İşlenen cinayet mi? LaGuerta'nın ölümü mü? Tatil yapmak için mi geldi gerçekten? Yoksa Dexter'la ilgili bir şeyler bildiği için mi?" Bu sorular, brifing sahnesinden bölümün sonuna kadar kafamızdaydılar. Bölümün finalinde ise sorulara az da olsa açıklık getirildi. Evelyn Vogel'in Dexter hakkında bir şeyler bildiği kesin. Vogel ile Dexter arasındaki ilişkinin hangi raddelere geleceği merak konusu.


El Sapo. Andrew Biggs'in berâber iş yapacakları adam. Meğerse adam kiralık kâtilmiş, Dexter bunu öğrenir ve Deb'in yanına gider. Deb ile konuşurken Biggs araya girer ve Dex öfkesine yenik düşüp Deb'in yeni gözdesinin de hakkından gelir. Bak, olan yine Debra Morgan'a oldu! Yazık...

Aaa. Daha Harrison'dan söz etmedim ben. Üstünde durulacak pek yanı yok aslında. 6 ay geçmiş aradan, diğer sezonlarda olduğu gibi, büyümüş. Artık koşuyor, yuvarlanıyor, futbol oynayabiliyor. Tam çocuk olmuş, eski bebek hâlinden eser kalmamış.

Dexter kafası bozukken beklenmedik şeyler yapabiliyor. Bu "şeylere" yıllarca tanık olduk. "Güzel Bir Gün"de ise kardeşinin onu reddetmesini, etrafında istememesine sinirlendi ve herifin teki arabasını solladı diye araçtan inip şoförün boğazına yapıştı. Neyse ki adamın çocuğu vardı arka koltukta, yoksa o da tahtalıköyü boylayacaktı... Ayrıca ilk kez, vazoyu düşürdü diye, Harrison'a bağırdı. Çocukcağız aklını yitiriyordu, öylece donakaldı.


6. sezonda diziye katılan Angel Batista'nın kızkardeşi ve Harrison'ın bakıcısı Jamie'yi ise Quinn'le sevişirken bulduk. Bakalım ikisi arasındaki hikâye örgüsü nasıl olacak...

Aşağı yukarı olan biten herşeyden söz ettim sanırım. "A Beatiful Day" sezon prömiyerine puanım 9. Gelecek bölümlerin çok daha iyi olacağına eminim, Dexter'a yakışır şanlı bir son bizleri bekliyor kanımca...

Daha ilk dizi incelemem olduğu için atladığım yerler, gereksiz kelimeler olabilir. Zamanla, yaza yaza düzelecektir elbette. Buraya kadar okuduysanız teşekkürü borç bilirim. Haftaya görüşmek üzere.